AŞK İÇİN MÜCADELE GEREK

Aşklar bile sıradan artık. Eskiden her hissettiğimize aşk demezdik, korkardık. Önce kendimize itiraf etmekte zorlanırdık. Şimdi herkes aşık, iki gün sonra barışık, sonra bir bakmışsın dost olmuşlar. ‘Sen benim için çok değerlisin, kaybetmek istemem’ klasik bir ayrılık cümlesidir. O kadar değerli isem senin için neden çaba harcamadın, neden mücadele etmedin haklı haksız fark etmeden?

Çünkü öyle yorulduk ki her şeyden, teknoloji ilerledikçe insanlığımızı unutuyoruz gibi geliyor bazen. Bunun insanlıkla ne alakası var demeyin. Eskiden bir erkek kolay kolay bir kızın elini tutamazdı, düşünürdü çünkü, benim de kız kardeşim annem var diye. Şimdi ki gençler babasının yanında kıza aşkım diyor annesi de aferin sevin birbirinizi. İki gün sonra ayrılınca ‘Olsun oğlum kısmet değilmiş başka bulursun’.

Düşünmek lazım önce herkesin karşısındakinden beklentileri farklıdır. Ben eşimden önce bana sadık olmasını beklerim. Sonra parası yoksa bile pazarda limon satıp bizi kimseye muhtaç etmeyecek bir yüreğe sahip olmasını. Sevgi varsa işin içinde her şeyin çözüleceğine inananlardanım ben.

Erkek ve kadın eşitliğine gelelim. Ben bir kadın olarak erkeğin üstünlüğüne inanırım. Erkek güçlüdür, koruyucudur dolayısıyla ailenin direğidir. İşini yöneten , evine bakandır. Kadın bakamaz mı peki? Alasını yapar. O sebeple akıllı bir kadın, tüm bunları yapan erkeği yönetendir. Boşuna dememişler yuvayı dişi kuş yapar diye.

Geçenlerde Yakup Uykutalp’in bir yazısını okurken Can Dündar ve eşinden bahsetmiş. Çok beğenmiştim. Karı koca kavga ediyor, Can Dündar ayrı bir odaya gidip yatıyor, karısı da peşinden yanına gidip ‘Benim yerim senin yanın’ diyor. Kolay vazgeçmemek lazım aşktan sevgiden. Eğer gerçek bir aşka sahip olduğunuzu düşünüyorsanız, mücadele edin, empati kurun ve asla vazgeçmeyin. Hayallerinizden vazgeçmediğiniz gibi:)

Sevgiyle kalın…

fft20_mf5993140

Reklamlar

BEN KİMİM?

Ben ters bir insanım. Lafın gelişi değil ama gerçekten öyle ters doğmuşum:) Herkes bunu başında yapmış ama amaç içinden geçenler olunca, çok da bir anlamı olmuyor.

Burçin Mengütay 30 ağustos 1985 istanbul doğumluyum. Afyon Kocatepe Üniversitesi İşletme, İstanbul Teknik Üniversitesi İç mimarlık mezunuyum. Hala Anadolu üniversitesinde 3. Sınıf öğrencisiyim. Sanırım bu öğrencilik durumu yıllarca böyle kalacak:) İstanbul da yaşıyorum. Kendi iş yerimizde eşime elimden geldiği kadar destek oluyorum. Evli ve dünyanın en tatlı çocuklarından birinin annesiyim. He bu arada tam bir ATATÜRKÇÜYÜM.

1619132_10152250943443911_983858480_n

Yazmayı oldum küçüklüğümden beri çok severim. Okumayı da çok severim ama yazma bir tık daha önemlidir. Hani kendini konuşurken ifade edemeyen insanlar vardır ya, öyle düşünebilirsiniz beni de. Yazarken rahatlar, kağıtlara içimi dökerim. Bir nevi psikologdur kağıt kalem benim için. Şuan bir yayın evinde kitap projem var. Bir kaç dergide yazım, şiirim. Genelde yazılarım insanların ruh halini yansıtan, ya da toplumsal olaylardan ders çıkarılabilecek nitelikte olmasına dikkat ederim. Ülkede düşüce özgürlüğü olduğunu düşünmüyorum. O sebeple düşüncelerimin çoğu üstü kapalıdır. Benim yazılarımda eleştirin isterim, gerekirse ağır eleştiriler olsun. Ben fikirlerimi hep söylerim, sizde bana karşı öyle olun. Yaptığınız her yorum yazıma vermiş olduğunuz değerdir ve bu beni mutlu eder. Fakat mümkünse bu konunun içeriğiyle ilgili olsun, şurada nokta burada virgül gibi değil de hani:)

Ülkenin şu an ki durumu, gençlerin bağımlılık halleri, emperyalizm, tedavisi olmayan ya da psikojik rahatsızlığı bulunan insanlara davranış şekillerimiz, insanların cahillik halleri fakat çok bilmişlikleri beni gerçekten rahatsız eden durumlardan bazıları.

Elimden geldiğince fikirlerimi paylaşmak ve fikirlerinizi okumak istiyorum. Çocukları olanlar beni daha iyi anlar. Çocuğuma kirlenmiş bir ülke bırakmak istemiyorum. Onu dünyaya getirirken geleceğini de düşünmek zorundayım. Çünkü ben bir anneyim. Barış dolu yarınlarınız olsun. Görüşmek üzere, Sevgiyle kalın.

BİN HATA, BİR VEDA… öykülerimden.

Benim adım Ömer. Gökyüzüne doğru uzanıyorum. 20 yaşında, hayatımın baharında, bu içler acısı halimden utanarak gidiyorum. Bana ne olacağını, nelerle karşılaşacağımı bilseydim, bu kadar korkmazdım. Bir bilinmeze doğru giderken, omuzlarımın gerilip, saç diplerimin çekildiğini hissedebiliyordum. Korkuyorum ölmekten, yitip gitmekten.

            Sesler duyuyorum, annemin ki en çok ta. Elleri başımda, ağlama diyorum, ağlarsan makyajın akar. Duymuyor beni kimse! Yaralarımı saramadan, sevdamı yaşayamadan, pişmanlıklarımı atamadan askerliğimi yapamadan gidiyorum. Çalışıp anneme bakamadan, sevdiceğimi son kez olsun göremeden gidiyorum.

Keşkelerim olmadı benim. Ne bir hayalim, ne de yapmak istediklerim. Çünkü yaşamak için ne bir umudum, ne de nedenim vardı. Çok geç kalmıştım herşey için. Damarlarımda dolaşan zehir, hayatımı çaldı benden. Gelmişimi ve geçmişimi.

            Bir kez kullandığım bir zehrin, bana kötü şeyler yaptıracağını , esir alacağını bilmezdim. Hırsız oldum, yolsuz oldum, hayırsız oldum, iyi bir insan olamadım. Mal bulabilmek için, çaldım çırptım, almak zorundaydım çünkü. Kimseye derdimi anlatamadım. Ben kötü biri değilim demek  

istedim, yaptıklarımı düşündüm ve vazgeçtim. Hayranlıklarım oldu benim. Öyle ünlülere falan değil he,

 

normal sıradan insanlara. Bu pisliği kullanmamayı ne kadar isterdim. O zaman Duru bu kadar kolay vazgeçmezdi benden. Başkalarına ait olmazdı. Çalışır kazanırdım, elim ekmek tutardı, çalmazdım belki. Ama tüm bunları yapamadım.

Zehirlediklerim de oldu, günahım çok benim. Polislerle ahbap oldum, parmaklıklar evim oldu. Sabahları perdeleri açıp güneşi gördüm, geceleri bedenimin istediğini veremeyince aynı perdeler tanık olurdu cehennemime.

            Ömer Yavuz benim adım. Can çekişiyorum, ağzımdan birşeyler aksa da ne olduğunu göremiyorum. Bedenimin parçalara ayrıldığını hissedebiliyorum. Bu son sanırım. Son kriz, son veda, son cefa…

Daha önce de gittiklerim oldu ama en çok kendimden. Binlerce kez ölmek nedir bilemezsin. Kafan parçalara ayrılırken, bedenindeki sıcaklık yakar seni. Küçücük bir çocuk olmayı isterdim. Babamın karşısına geçip ‘Ben doktor olacağı, görürsün baba. Hepinizi iyileştirip, hayatınızı kurtaracağım’ Genelde çocuklar babalarına benzemek isterler, ben hiç istemedim. İnşaatlarda çalışırdı benim babam. Kaç kere düşmüştü iskeleden, kaç kere kırılmıştı o kol, o bacak hatırlamıyorum. Evde yattığı zamanlar aç kalırdık. Annem temizlik işi bulursa, bayram ederdik. Özledim karnımızı doyuramadığımız günleri. Belki de hep aç kalsaydım yaşamazdım bunları.

     ÜzgüN ErkekLeR1     

 

  Ömer benim adım. Madde bağımlısı genç bedenlerden sadece biriyim, çevremdeki ünüm kimse de yok ama! Ömer,yine bir şey çalmış evden kaçıyor, Ömer bırak artık şu illeti, evet evet o uyuşturucu bağımlısı çocuk işte bakın orada. Bağımlıydım evet. Tek bağlana bildiğim, ve kendimi iyi hissettiğim tek şeydi Duru’dan sonra. Nankör bir hastalıktır bu. Verirsin hep fazlasını ister senden. Doyumsuz ve hep mutsuz bir beden.

Ömer’im ben. Babası 6 yaşındayken çekmiş gitmiş, annesiyle yalnızlığa mahkum edilmiş Ömer. Tek umuduydum annemin. Hayaller kurardı, oğlu büyüyecek de ona bakacak. Ben kendime bile bakamadım ki anne! Olmaz olsun böyle evlat değil mi anne?

            Bedenim üşüyor şimdi, ne de sıcak olmuştu biraz önce. Ağrılarım geçiyor sanki. Yoksa bitiyor mu çilem?  Bulutları görüyorum, ne işleri varsa banyoda. Aralarındaki beyazları hiç farketmemiştim bugüne kadar. Bedenim hafifliyor sanki ayrılıyor canımdan. Ölüm böyle Bir şey miydi? Sesim duyulmuyor mu? Halbu ki çığlıklar atıyorum içimden? Duru’ya sor anne, kim dokunmuş benim dokunamadığım, o bedene. Kıyamadığım gözlerine, kimler bakmış anne. Evlenirdik belki, çok severdi beni böyle olmasaydım, tutardım ellerini hiç bırakmazdım onu. Aile olurduk sonra, çocuklarımız bile olurdu, hepsi Duru ya benzeyen.

            Mezar taşı falan yaptırma anne, zaten yeterince masrafa soktum seni. Her yaptığın temizliğin helal parasını harama yatırdım ben. Bir mektup bile bırakamadım sana giderken, adam gibi intihar bile edemedim. Bu ne biçim ölüm anne!                                                                                                      

 

Nefesim kesiliyor yine. Kesilen nefesim, huzurum olacak birazdan. Güneş sadece benim için doğacak. Keşke yazlık bir şeyler giyinseydim üzerime, acaba gideceğim yer çok mu sıcak. Şimdiden vuruyor yüzüme alev alev. Fark eder mi bu saatten sonra? Sana zehir dolu bedenimi bırakıyorum, onu çöpe at anne. Kıyamam gözyaşlarına, benim için sakın bir daha asla ama asla ağlama! Duru ya söyle o da ağlamasın anne. Kapalı kapılar ardında, bir ışık arıyorum, hangi renk olursa olsun fark etmez. Yeter ki önümü görebileyim biraz. Yolumu aydınlatsın karanlık çökerken. Hoşça kal dünya, Hoşça kal Annem, Duru’m ilk ve tek sevdiğim…

Tüm hakları saklıdır@ 

Burçin Mengütay

*PAPATYA MİSALİ*

Papatya-8

Bazen kendimi sokağın bir köşesinde atılmış bir papatyaya benzetiyorum. Ben papatyanın ortasındaki sarı yuvarlak, etrafımdaki beyazlar tek tek ayrılırken yanımdan bende eksiliyorum. Sonuç hep sevmiyor çıkıyor. İnsanlara karşı her zaman iyi bir duruşum, güven veren bir halim olmuştur. Buna rağmen fazla güven verdiğimden midir ne hep daha kolay ikinci plana atarlar beni. Böylesi durumlarda söylenir o söz. ‘Bir daha kimseye iyilik yapmayacağım’ Ama olmaz çoğu zaman. İçinde varsa iyilik bedenini de değiştirsen, kendini de kessen karakterin buysa olacak eninde sonunda odur. Sonunda üzülmek bile olsa bu şekilde yaşarsın ve yaşatırsın hayatını.

İlk başlarda bu duruma çok üzülürdüm, sonra insanları beni değil kendilerini aldattığını, bana değil kendilerine yalan söylediğini kısacası kandırıldıklarını düşündüm. Bu sefer kendime değil o insanlara üzülmeye başladım. Sonra ne oluyor biliyor musunuz?  Size bunları yaşatanlara karşı belli bir mesafe koyup oradan bakıyorsunuz. Yanlış anlaşılmasın yukarıdan değil, aşağıdan hiç değil ama arkasından bakıp ta onun o halini görmektense öne geçip kendi yolunuzda hızlı adımlarla yürümeye başlıyorsunuz. Yaşta ilerleyince fazla kaybedişten her halde doğru yolu sonunda buluyorsunuz. Bu sefer o arkadan gelenler yetişmeye başlıyor size. Eğer insan üzmek hoşuna gitmiyorsa yanında aynı anda seyredebilir fakat huylu huyundan vazgeçmezse hızlı koşar size yetişmek için ve bir zaman sonra yorulup pes eder. Günümüzde koşan bile yok denilebilir. Arkadaşlık dostluk kavramı çoktan bitmiş. Eğer varsa sağlam bir arkadaşınız emin olun ki o da bayağı eskidir. Benim düşüncelerim bu yönde.

Sevgiyle Kalın…

ŞUAN OKUDUĞUM…

Nejat İşler kitap yazmış. O adama bayılıyorum. Hayatımda kimseye fiziksel bir hayranlık duymadım. Nejat işleri’n düşünce yapısını, samimiyetini, dobra oluşunu, serseri ruhunu seviyorum. Adam o kadar samimi ki, kitapta bile sanki okumuyor, karşılıklı sohbet ediyormuş gibi hissettirdi bana. Aylık edebiyat dergileri alırken gözüme çarptı bu kitap. Bence ağır ve sıradan kitaplardan sıkıldıysanız anlatı tadında hem kendi hayatı hem de bizi geçmişe götürecek bir kitap.

. Ben çok beğendim. Size de tavsiye ederim.

Sevgiyle kalın.Gercek-Hesap-Bu-Nejat-isler

TEK GERÇEĞİMSİN!

13782034_1138184236253117_410393280609758473_n

Sonsuzluğummusun benim?

Yoksa gözlerimdeki acı mı?

Yaş mı olursun yoksa sonra?

Bilmeden sevdim seni

Dokunmadan tuttum ellerini

Kalbimi avuçlarına bıraktım

Ellerin içimi ısıtan

Düşlerimde evlendim seninle

Çocuklarımız oldu adını bilmediğim

Daha on altısında büyüyen

Koca bir kadın yarattın içimde

Dünyamı değiştiren her anımda güldüren

Cennetim oldun her hecemde

Sen sevdanın en güzel hali

Sabahları uyanma sebebimsin

Sen hayata tutunma halim

Benim tek gerçeğimsin.

ŞİZOFREN

Geçmiş ne kadar geçmişte kalırsa gelecek o kadar yakındır. Herkesin unutamadıkları, kolay atlatamadıkları ya da hala süregelen dertleri olmuştur. Bazen temiz bir sayfa açalım deriz ya işte o sayfa bembeyaz da olsa altında görünmeyen yazılar vardır. İşte bu sizin kaderinizdir.

Bir kadın tanıyorum. O hasta. Şizofren. Sürekli çalıştığım yere gelir. Bir bakmışsın çok sakin, hanım hanımcık bir bakmışsın herkese bağırıp çağırıyor. Genelde de bu şekilde. Onun hasta olduğunu bilmeyen insanlar için bu durum ilgi çekici olabiliyor ama biz bilenler için durum oldukça zor. Tepki vermemeye çalışsak da müşterilere karşı zor durumda kalıyoruz çünkü herkesle tartışacak bir şey buluyor. Artık olay rahatsız edici boyuta ulaşmaya başladı. Öyle bir durumdaki kadın, tedavi olma şansı yok zaten bu hastalığın tedavisi yok, ailesi kimsesi yok, sürekli karakolu arayıp polisleri de rahatsız ediyor.

Merak ettiğim konu şu siz böyle birini tanısanız nasıl davranırdınız?13718756_1138150626256478_4071026897949598383_n