Kahroldum desem…

Kahroldum desem yeridir, diğerleri neyse de o küçük olan yok mu, ben onu başını öne eğmiş ellerine doğru bakarken telefonla oynuyor sanmıştım, değilmiş, parmaklarının arasında sararmış bir akasya y…

Kaynak: Kahroldum desem…

Reklamlar

YORGUN SAVAŞÇILAR 


Şehir hayatı yaşayıp da yorgun olmayan varmı aramızda? Havasindan suyundan diyorlar ya yalan. Bu kalabalikta farklılık arayışı, geçim derdi, daha iyi şartlarda yaşama hevesi, sırf daha bilgili gorunebilmek için anlamsız cümleler kurmak mesela. Ben ne söylediğini anlamadım demekki baya bilgili bu. Bizi yorup tüketen şeylerin peşinden kosmaktan ne zaman vazgececegiz. İnsan ne yapıyorsa kendine yapar. Şehir de yaşamış birini düşünün tatil için bir köy yerinde bir kaç gün kalmak. Aman Allahim harika. Peki ya daha fazlası. Olmazki ama ben şehirde büyümüş insanım ne yaparım orda. Daha ne istiyorsun herseyin toprak anadan. Para kazanmak zorunda değilsin yan gel yat aksama kadar. Ama yok biz kendimiz kasiniyo ruz. İnsanoğlu mazosist biraz. Acı çekmeden olmuyor, ya da uzulmeden düşünmeden, bir hıyar için gözyaşı dokmeden, götü başı oynayan bir kız için ölmeden. Kasiniyoruz galiba. Kimse şikayet etmesin biz bunu, bile bile kendimize yapıyoruz. Yaptıklarınızı da bir güzel çekiyoruz. Haydi rastgele:) sevgi selamlar şehrin yorgun bunyelerine…

PAPATYA MİSALİ 4 (öykü dizisi)

 

74df1f68a64f85a6e1423b78b7d0d9280499ee52Aradan 3 ay geçmiş kendimi yeni yeni toparlamaya başlamıştım. Tolga ile hiç görüşmüyor, onun ağabeylik vasfını kabul etmiyordum. Benim hislerimin karşılığında bana sunduğu statü onun gözümden düşmesine ve ona karşı ilgisiz davranmama sebep olmuştu. Yaptığı şey içimdeki hislere bir nevi saygısızlıktı. Kimse kimseye gönlünü açmak ya da birisi seni seviyor diye onu sevmek zorunda değilsin. Fakat o ilgiden haberdarsan ve onun üzerine ağabeylik yapasın geldiyse bu içindeki hislere en büyük saygısızlıktır. Bu tarz insanlar hayatları boyu gerçek aşkı bulamaz, mutlu olamazlar. Çünkü zamanında birinin kalbini fena kırmıştır.

Artık tek yaptığım okula gidip gelmek, daha babamın yokluğuna alışamamış annemi teselli etmekti. Tolga ağabeyim döndüğü için sürekli onun yanına gelip, odasında oturuyorlardı. Benimse bu durum hiç ama hiç umurumda değildi. Ben odamda oyalanırken, annem yanıma gelip;

-Ben pazara gidip geleyim kızım akşam olmadan. Sen ocaktaki yemeğe bakıver.

Annem gittikten sonra muhteşem yemek kokularıyla baş başa kalmıştım. Ağabeyim lavaboya girdiği bir sırada Tolga’nın telefonla görüşmesine şahit oldum. Aşkımlar, canımlar. Filiz diye biriyle konuşuyordu. Bu sanırım 1. katta oturan Filizdi. Pek normal olmamakla beraber saygınlığını yitirmiş, civardaki her erkeğin telefonunda mutlaka numarasını bulabileceğiniz biridir. Ağabeyime bak be, ne saygın bir adammış. Kendimi gülmemek için zor tutuyor ve beter olmasını diliyordum.

Aradan iki gün geçtikten sonra bunları asansörde kırıştırırken yakalamıştım. Sonrasında aynı Filiz i okula gittiğim bir gün, lüks arabası olan, dehşet yakışıklı bir adamın arabasından indiğini gördüm. Söylenecek bir şey yok. Etme bulma dünyası. Habersiz çıkan boynuzlar, gizli gizli parlar.(devam edecek)

BİR EŞİ OLMALI İNSANIN 


Her kadının bir erkeği olmalı, kendini güvende hissettiği, başını omzuna koydugunda huzur bulduğu, sarildiginda cennet koktugu. 

Her erkeğin bir kadını olmalı, arkasını dönüp gittiğinde içinin rahat olduğu, yanında olmadığında tek düşündüğü kendisi olduğunu bildiği, her zor anında alnına konan bir Öpücükle güç bulduğu. 

Bir eşi olmalı insanın, hicbirseyinden igrenmedigi, kendinden önce onu düşündüğü, bir aynanın karşısında birbirlerini gördükleri. 

Öyle sansliyim ki ben ☺❤

PAPATYA MİSALİ 3(ÖYKÜLERİMDEN)

1195532-guzel-papatya

Artık bir babam yoktu, kendime söyleyebileceğim yalanlarım da. Cenaze işlemleri, gelen giden derken insan acısını yaşayamıyor ki zaten. Bir yumruk olup oturuyor boğazına. Keşke böyle şeyler için daha geç gelseler. Acımızı paylaştıklarını düşünseler de bu bizim için eziyetten başka bir şey olmamıştı.

Okutulan mevlüdün ardından, gelenlere klasik mevlüt pilavı, et, ayran ve tatlı dörtlüsü daha çok sevaba girilsin ümidiyle, apartmandakilere de dağıtılmaya karar verildi. Kimin yapacağı sorulmaz, en küçük kimse evde bu görev onundur. Evde zaten eli tepsi tutabilen herkes görevdeydi. Hazırlanan tepsiyle apartmanı dolaştım. En son Tolga’nın evi kalmıştı. Karşıma çıkmaması için dua ediyordum. Kapıyı çaldım ve o an kaçmak istedim. Onu görürsem bu acıyla, boynuna sarılıp ağlamak istemiyordum. Dokunsan ağlayacak kıvamdaydım ve şuan onu görmek istemiyordum.

Kapıyı açan Tolgaydı. Başıma gelenler için üzgünmüş. Ne cümle ama. Bende üzgünüm peki şimdi ne olacak. Tabağı eline tutuşturup, gitmek istedim. Onda bana ait bir şey varmış. O an aklımda bilekliğim falan yoktu. Asansörde düşürmüşüm, o da almış saklamış ne büyük incelik. Teşekkür edip arkamı döndüğümde, ani bir hareketle kolumdan tutarak beni kendine çevirdi ve hiç bırakmayacakmış gibi sımsıkı sarıldı. Gözyaşlarımı durduramıyor, kendime engel olamıyordum. Kendimi hep bu ana saklamışım sanki. Tolga bana sarıldığı an ağlamak istemişim. Öyle çok canımın yandığını fark ettim ki. En son artık kendimi topladığımda, yüzümü ellerinin arasına aldı ve gözlerimin ta içine bakarak;

-Ben artık hep senin yanındayım. Bundan böyle ne derdin olsa bana gel. Ben senin ABİN sayılırım.

Bu cümleden sonra uzun bir süre kendimi toparlayabileceğimi sanmıyorum.(devam edecek)

‘ALINTIDIR’

OZELLIKLE ERKEK COCUKLAR LUTFEN OKUYUN

25 senelik evlilikten sonra “aşk ışıltısını” canlı tutmanın yeni bir yolunu buldum. Bir süre önce, başka bir kadınla çıkmaya başladım ve bu aslında eşimin fikriydi.

Bir gün eşim, beni çok şaşırtarak:

“Biliyorum ki onu seviyorsun” dedi.

“Ona da zaman ayırman gerekiyor”

Karımın, ziyaret etmemi istediği “öbür kadın”

19 yıldır dul olan annemdi. İşimin yoğunluğu ve üç çocuğumun beklentileri sebebiyle annemi görme fırsatım pek olamıyordu. O akşam annemi yemeğe ve ardından sinemaya davet ettim.

Endişelendi ve hemen;

“İyi misin, her şey yolunda mı?” diye sordu.

Annem de geç saatte gelen bir telefonun veya sürpriz bir davetin mutlaka kötü bir anlamı olacağından şüphelenen tipte kadınlardandı.

“Seninle beraber ikimiz biraz zaman geçirmemizin güzel olacağını düşündüm.” diye cevapladım.

“Sadece ikimiz mi?”

Biraz düşündü ve “Çok isterim” diye cevap verdi.

O Cuma, iş çıkışı onu almaya giderken kendimi biraz gergin hissediyordum. Eve vardığımda fark ettim ki o da, randevumuzdan ötürü hafif gergin görünüyordu. Kapısının önünde, paltosunu çoktan

giymiş bir şekilde bekliyordu. Saçlarını yaptırmıştı ve üzerinde babamla kutladıkları son evlilik yıldönümlerinde giydiği elbise vardı.

Bana melekler kadar ışıltılı bir yüzle gülümsedi. Arabaya bindiğimizde;

“Arkadaşlarıma oğlumla dışarı çıkacağımı söyledim ve gerçekten çok etkilendiler” dedi.

“Randevumuzun nasıl geçtiğini duymak için sabırsızlanıyorlar.”

Gittiğimiz restorant, çok şık olmasa da sevimli, sıcak ve servisin kaliteli olduğu bir mekândı. Annemse, bir kraliçe edasıyla koluma girdi.

Yerimize oturduktan sonra ona menüyü okumam gerekmişti, çünkü küçük yazıları göremiyordu. Ben daha menünün ortalarındayken annemin nemli gözlerle ve nostaljik bir gülüşle bana bakmakta olduğunu fark ettim:

“Eskiden, sen küçükken, menüleri okuyan bendim, sense meraklı bakışlarla beni dinlerdin” dedi.

Ben de gülümsedim;

“O zaman, şimdi senin rahat rahat oturma sıran ve ben de okuyarak borcumu ödeyebilirim” dedim.

Yemek boyunca muhabbetimiz çok güzeldi, sıra dışı hiçbir şey olmadı ama eskilerden ve hayatlarımızdaki yeniliklerden bahsederek kaybettiğimiz zamanın birazını telâfi etmeye çalıştık. O kadar çok konuştuk ve eğlendik ki film saatini kaçırdık. Akşam annemi bırakırken;

“Seninle tekrar çıkmak isterim ama ancak bu sefer benim seni davet etmeme izin verirsen” dedi ve bir akşam tekrar buluşmakta karar kıldık.

Eve geldiğimde eşim yemeğin nasıl geçtiğini sordu:

“Çok güzeldi” dedim “Düşünebileceğimin çok üstündeydi”

Birkaç gün sonra annem aniden ciddi bir kalp krizi sonucu vefat etti. Bu, o kadar âni gerçekleşmişti ki onun için bir şey daha yapma şansım olmamıştı.

Birkaç zaman sonra evime, annemle yemek yediğimiz restorantdan, ödenmiş iki kişilik bir yemek faturası ve üzerine iliştirilmiş bir not yollandı:

“Oğlum, bu faturayı önceden ödedim, çünkü seninle kararlaştırdığımız randevu gününe gelemeyeceğimden neredeyse yüzde yüz emindim. Yine de iki kişilik bir yemek ayarladım çünkü bu sefer eşinle beraber gitmenizi istiyorum. Seninle olan o günkü randevumuzun benim için ne anlam ifade ettiğini bilemezsin. Seni Seviyorum.”

O esnada, “Seni Seviyorum” demenin ve hayatta değer verdiğimiz insanlara hak ettikleri zamanı ayırmanın önemini anladım. Hayatta hiçbir şey ailenizden daha önemli değildir. Onlara hakları olan

zamanı ve ilgiyi verin çünkü böyle şeyleri erteleyebileceğiniz “başka bir zaman” ı her istediğinizde yakalayamayabilirsiniz..