ALLAH’A EMANET OLUN…

sevgi-1

Bir insana vedalaşırken Allah’a emanet ol dediğinde, o insanı ölmeden önce mutlaka görürmüşsün. Ben herkesin bloğunu takip eden biri değilim. Sadece keyif alacağım yazıları okumayı severim. Bazen istek üzerine takip ettiklerim olur, sonrasında bana uygun olmayan takipçileri listemden çıkarırım.

Şuan bu yazıyı okuyabilen insanlardan bahsediyorum. Hepiniz öyle güzelsiniz ki. Her hangi bir konuyu tartışmak, üzerinde yorumlar yapmak, buna vakit ayırmak ve özveriyle dinlemek. Gerçekten ne şekilde olursa olsun sizin gibi insanların hayatımdan ufak da olsa bir yeri olduğu için onur duyuyorum. Bir yere gittiğim yok. Yine buralarda bir yerlerde yazmaya devam edeceğim. Kendinize iyi bakın.

ALLAH’A EMANET OLUN.

Reklamlar

İLETİŞİM EKSİKLİĞİ

tartismalar

Sizin de anlamak da zorlandığınız okumalarınız oluyor mu? Biri bir şeyi anlattığında herkes her şeyi anlarmış gibi dururken, hiç bir şey anlamadığınız zamanlar… Teknoloji ilerledikçe konuşmalarımız bile değişiyor. Hayatımda duymadığım kelimeleri anlamış gibi yapmak zoruma gidiyor.

Bu iletişim kaygısından yola çıkarak, en sevdiklerimizle kurduğumuz iletişimin güçsüz ve kopuk olması kadar can sıkıcı bir şey olmaz insan hayatında. Daha açık konuşayım peki. Sevdiğiniz insan, eşiniz, ya da can arkadaşınız. Herkes hayatında illaki sevdikleriyle anlaşmazlığa düşer. Sebep ne olursa olsun konuşmak gerekir. Anlaşmak. Fakat sevmemize rağmen hayatımızda belli bir değere sahip olan sevdiklerimiz kendini ifade etmekte zorlanır. Bu en sinir olduğum durumlardan biridir.

Heyecanlı bir şekilde derdinizi karşınızdakine anlattığınızda dut yemiş bülbül gibi susar ya. Ha duvara anlatmışsınız ya ona. Tepkisiz kalır. Belki bazen sorun çıkmasın tartışma büyümesin diye yapsa da bunu, bu saçma bir tepkidir. İnsan kendini o kadar inandırmıştır ki, konuşup sorunları çözmek istediğine, fakat karşı taraf aynı düşünceye sahip değilse avucunuzu yaladığınızla kalırsınız.

Sizin söylediğiniz bir cümle içerisinden, bir kelime seçilip, onun üzerinde oynanması. Tüm bununla bağlantılı geçmişte yaptığınız tartışmaların ısıtılıp önünüze sürülmesinden başka bir şey değildir. Sizin de başınıza gelmiştir illaki. Mecazi anlamda kullanılan bir cümle başınıza ne işler açar bilemezsiniz.

Sonuç mu? Eğer çünkü bir bağ varsa aranızda, bir zaman sonra konuşmasanız ve tartışmasanız bile kendiliğinden çözülür. Fakat içinize attığınız her şey size zarar verir. hastalıklar bu yüzdendir. Çünkü belki bir çocuğunuz vardır konuşmak zorundasınızdır. Belki uzun yıllar bir arkadaşlık, kim bilir belki de acıları olduğunuz ve değeri sizde çok yüksek olan biridir. Konu her ne olursa olsun, anlaşılamamak ve karşındakine derdini anlatamamak kadar sıkıntılı bir durum daha yoktur.

 

 

ŞİMDİ ANLIYORUM…

love3jpg-728x728

Yıllardır nerede yaşadığını, neler yaptığını bilmeden bekledim onu. Sekiz yıl bir sevgiyi içime sığdırıp, her gün daha fazla sevmenin ne anlama geldiğini bilemezsiniz. Sevdikçe bekledim, bekledikçe umutlandım. Arabadan indiğinde, aşık olduğum o küçücük kız gitmiş, yerine bambaşka gözlerle bakan bir yabancı gelmişti. Ben yıllardır ona sarılmanın hayaliyle yanıp tutuşurken, o omzuma dokunup, ‘Ne kadar da değişmişsin’ diyebildi. Tekrar geri dönüp ailesine sarılırken, beni fark etmemişti bile. Dönüp gittim bende. ‘O gün bu gündür, güvenmem kadın milletine. AŞk, fark edilmediğinde, yok eder. Seni, kendine bile yabancılaştırır.’

Dedem bunları anlatırken, sonunda neden görücü usulüyle evlendiğini anlamıştım. Bir kadın gerçekten bu kadar can yakabilir miydi diye düşündüm. Ya bir erkek gerçekten bu kadar çok sevebilir miydi? Yıllarca bekleyip, sonrasında mücadele bile etmemek. Dedeme neden mücadele etmediğini sorduğumda, ‘Tek kişilik aşk da olmaz, mücadele de. Seni istemeyene gönül verirsen, aşk senden kadar. Bir çocuk gibi kaçar. Hiç bir çocuk mutsuz olduğu yerde durmak istemez. İşte ben de içimdeki aşkı mutsuz etmemek için kaçtım’

Dedemden öğrendiklerim hayatıma yön vermemi, aşk için her şeyi göze almam gerektiğini, ama bunu tek başıma yapamayacağımı öğretmişti bana. Bir erkeğin başına gelen, bir kadın da başına gelebilirdi. Cinsiyet ayrımı yapmadan seçerdi demek ki aşk. Nefes almayı ibadet haline getirirdi aşık insan, sırf sevdiği ölmesin yaşasın diye. Şimdi anlıyorum.

AŞK İÇİN ÖLÜR MÜSÜN?

Birini çok seviyorsunuz. Ondan başka hiç birşey dusunemiyorsunuz? Her bakışınızda, her yaptığınızda aklınızda o. Fakat o sizin gibi sevmiyor, sizi onun düşündüğünüz gibi düşünmüyor. Aşkınız için ölmeyi göze alır mısınız?

Ben cevabımı şimdiden vereyim. Gencecik çocuklar canlı yayın denen olayla artık kime neyi ispat etmeye çalışıyorlarsa, intihar ediyorlar. Peki neden karşılıksız, platonik bir his için. Sen aşk gibi kutsal birşey için öldüğünü düşünsen de, yaptığın aptalca kahramanlık senin sadece …. yoluna gitmene sebep oldu. Daha önünde bir ömür varken, bir kız ya da bir erkek için canından oluyorsun. Senin yaşadığın aşk değil ki zaten. Aşk dediğin tek taraflı olmaz. Biri nefes alırken, o verir tamamlayıcıdır. İnsan hissettiğini kendi büyütür içinde, bana göre yok etmesini de bilir.

SANA DEĞER VERMEYENE SENDE ÖMRÜNÜ VERME!

Her türlü eleştiriye açığım her zaman!

ŞİZOFREN’E MEKTUP

0000000715393-1

Uzun zaman çabaladığınız ve beklediğiniz bir hayalin gerçekleşmesi muhteşem bir duygu. Bunun gerçekten tarifi yok. Tamamen etrafımızda bakıp görmek istemediğimiz insanların, şizofren insanların neden bu hale geldikleri, yaşadıkları ve mucizeleri hakkında yazdığım bu kitapta biraz olsun toplumsal olaylara yeni bir bakış açısı getirmeye çalıştım. Dilerim sizler içinde okumaya değer bir kitaptır. Hayal etmekten asla vazgeçmeyin. Sizin de hayallerinizin bir gün gerçekleşmesi dileğiyle.

Burçin Mengütay