HALUK ECEVIT BULUŞMASI 

​Yarin aksam 21:00 de yazarlarimizdan Haluk Ecevit ile canlı bir röportaj gerceklestirecegiz. Dilerseniz röportaj sonunda kendisine sorular sorabilir, yazarlikla ve kitaplariyla alakali bilgiler alabilirsiniz. 

Sizleri farkli yazarlarla bulusturmaya devam edeceğiz.

https://www.facebook.com/groups/istanbulikincielkitapsatis/?ref=bookmarks

İNSANLIK ÖLDÜ

insanlik-olmus

Bugün eşimle beraber bir yere giderken, bir motorcunun kaza yaptığını gördük. Eşim hemen durdu arabadan indik. Yerde otuzlu yaşlarda bir adam, belli ki sipariş elemanı. Bir yere sipariş götürürken, insan ya da adam sıfatı kullanamayacağım biri motorcuya çarpmış ve kaçmış. Etrafına toplanan kalabalık ambulansı aramayı akıl edememiş, sadece meraklarını giderip video çekemeye çalışıyorlar. Yanlarından geçen yayalar ve arabalar bir taraftan cep telefonuyla konuşurken, diğer yandan da olayı karşı tarafa anlatıyorlar. Sakallı ve kendilerini dindar zanneden insanlar, orada yatan kırılan kemikleri yüzünden bağıran insanı umursamadan geçip gidiyorlar.

İşte o an insanlığın öldüğünü anladım. O an kendi milletimden hayatımda ilk kez utandım. Yarın benim başıma gelmez diye düşünseler de herşey insanlar için. Hayvan canının insan hayatından daha önemli olduğu bir ülkede yaşamaktan utanıyorum.

Biz ne zaman bu kadar kötü olduk, gerçekten bilmiyorum.

OKUMAK TATİLE ÇIKMAKTIR.

4202

Elinize bir kitap alıp okumaya başladığınızda, bambaşka bir hayata yolculuğa çıkar, çoğu zaman eski çağlarda olmanın keyfini çıkarırsınız. Bir süreliğine de olsa, sizi bulunduğunuz boyuttan çekip çıkaran sıkıntılarınızı öteleyen bir yöntemdir bu. Nasıl hissetmek istiyorsan onu okuyabilir ya da hayatında hiç yaşamadığın aşkı iliklerine kadar hissedebilirsin. Kitaplar birer mucizedir. Zaman kavramını yok edip, bakış açınızı farklılaştırır. Ön yargıları yok ettiği doğrudur. İlla anlamak için bazı şeyleri, başımıza gelmesini beklememeliyiz. Yaşamasak da okuduğumuz her olayın ders niteliği taşıdığını her hücremizde hissederek, doğru olan yolu bulabiliriz.

Bu ara Jojo Moyes okuyorum. Bir yazarın kalemi iyi ise, tüm kitaplarını tek seferde alıp okuyabilirim. Benim gibi düşünen bir çok insan vardır. Senden önce ben kitabını bitirdiğimde, imkansız bir aşkın zorluklarını ve normal bir aşk hikayesinden daha çok mutluluk verdiğini gördüm. Sorun şu ki, elinizi uzatıp dokunabildiğiniz uzaklıkta bir sevdiğiniz varsa, bunu anlamak çok zordur. Fakat size dokunamayacak bir adamı seviyor olmanız, bir bakışın bile öpmenin ve dokunmanı verdiği hazzı verecek olmasıdır. Şimdi ne mi oldu? Beynimde unuttuğum ya da rafa kaldırdığım bazı gerçekleri, gün yüzüne çıkarmamı sağladı bu kitap. Küçücük şeyler, daha fazla mutluluk verir insana. Doyumsuzluğunu köreltmez. Örneğin; başınız ağrıdığında sürekli ağrı kesici içerseniz, bir süre sonra daha az etki etmeye başlayacaktır. Bu da sizin bağışıklık sisteminizi yavaşlatır. Büyük mutluluklar yaşamayı hedefleyerek ve beklentilerinizi büyük tuttukça, zamanla hiç bir şeyin sizi yeteri kadar gülümsetmeyeceğini göreceksiniz.

Kitaplar olmasaydı, hayatım nasıl olurdu bilemiyorum. Yazmak benim işim evet ama okumak da hoş bir tatile çıkmak gibi. Bana göre en güzel ilaç okumak. Umarım sizin için de öyledir. İyi tatiller dilerim:)

ÖZGÜR MÜSÜN ANNE?

86691266_2795685_small_niovinematernita1

İkisi de uzun zamandır birbirlerinin gözlerine bakmıyordu. Oysa ne çok sevmişlerdi birbirlerini. Çocukları için sürdürdükleri evliliklerini, göz teması bile olmadan, ayrı yataklarda yaşıyorlardı. Adamın kendi işiydi, dilediğinde oğlunu görmeye gelirdi eve. Kadın kapıyı açarak hemen içeri geçerdi. Sessiz kalırdı, hiç ortamda yokmuş gibi baş başa bırakırdı baba ve oğulu. Kadının gözleri okuduğu kitapta kulağı ise zamanla yitirdiği kocasındaydı. Üzgündü kadın. Keşke böyle olmasaydı demekte. Adam da içten içe aynı. Yılların birikimi bitirmişti onları. Kadın kendinden verdikleriyle tükenmiş, adam ise göstermediği sevgiyi kadının hissetmediğinden yakınmıştı. Ortada bir aldatma ya da dayak yoktu. Fakat içleri bitmişti artık. Birbirlerine tahammülleri, sevgiler, saygıları.

Düşündü kadın. Adam ona en son ne zaman sevdiğini söylemişti. Hiç. 5 yıl boyunca her sevgi kelimesi kadının ağzından çıkmıştı, aldığı cevap hep aynı. ‘Bende’. Adamında haklı sebepleri vardı oysa. Ben size bakıyor, sizin için çalışıyorum. Aldıklarını yaptıklarını söylerdi sürekli. Adam parayı severdi. Kadın ise paradan daha önce aşkın üstünlüğüne inanırdı. İki insan birbirini sevdi mi her türlü mücadeleyle kazanılırdı para. Öyle de yapmışlardı. Küçücük bir dükkanı bu hallere getirmişlerdi. En sonunda yitip gittiler.

Kadın böyle ilgisiz bir kocanın yatağında kendini bir fahişeden farksız hissediyordu. Kendini rahatlatmak için yapabildiği tek şey yazmaktı. İçindekileri dökmek kağıtlara. Hiç arkadaşı yoktu kadının. Adam kıskançtı. Bir fanusta yaşam sürmekti onunki. Geçmişindeki erkekleri her seferinde yüzüne vurmak, belki de bunun intikamını almak için böyle davranmaktaydı adam.

Ailesi yoktu adamın, görüşmüyordu. Kadın yıllar sonra barıştırdı onları. Sırf kocasının üzülmesine dayanamadığı için. Adam ise önceden kendi kötülediği ailesini her fırsatta karısıyla kıyasladı. Annesinin kopyasını aramaya başladı adam kadının gözlerinde. Bulamadı. Kadın kendini yetiştirmiş, üniversite mezunu, işi gücü okumak yazmak olan biriyken, adamın ailesinin cahilliği, önyargıları hayatı yaşanmaz kılıyordu. Adam ailesine bakıp değişti. Artık kadına bile dokunmaz olmuştu.

Sırf bir çocuk için kendi hayatlarını mahveden iki insan. Kadın yemiyordu artık. Baş dönmeleri daha da sıklaşmıştı. Oğluna bakıp ağlamaları artmış, onunla daha fazla vakit geçirmeye çabalıyordu. Artık oyun tekliflerini hiç geri çevirmeyen kadın, bunu oğlundan çok daha fazla istiyordu. Boşanırlarsa vermezlerdi oğlunu kadına. Oğlu olmadan yaşayamayacağını, nefes bile alamayacağını çok iyi biliyordu. Zamanında her şeyinden vazgeçmişti adam için. Bugün boşanıyorum dese, eli ekmek tutmazdı. Oğlunu bile ona verseler ne yapabilirdi ki. Küçüktü daha çocuk. Ona bakmak zorundaydı çalışamazdı. Hem kimi kimsesi de yoktu. Daha kolay harcarlardı. Korkuları vardı bitmek bilmeyen. Adamın cahilliği onu güçlü gösteriyordu.

Kadın dayanamıyordu artık. Oğlunu da alıp gitmek istiyordu. Adama bir mesaj göndermeye kadar verdi. ‘Bu şekilde olmuyor boşanalım, oğlumu bana ver, o bensiz yaşayamaz’ Cevap gelmedi mesaja. Bir saat sonra adam geldi ve hiçbir şey olmamış gibi oğlunu alıp, oyuncakçıya gitti. Kadın öylece kalakaldı. Saatlerce beklemesine rağmen adam ve çocuk gelmedi. Sonunda korktuğu başına gelmiş ve oğlunu alıp götürmüştü. Cebinde beş kuruş parası olmayan kadın, öylece kiralık bir evde kalakalmıştı.

Kadın oğlunu çok aradıysa da bulamadı. Buna izin vermediler. Yürüyerek her yere baktı kadın. Artık çok geçti her şey için. 3 ay sonra parklarda yaşamaya başladı kadın. Evlat hasretiyle her gün yanarak, söylediği tek şarkı vardı dilinde. Oğlunu uyuturken söylediği’ Uyu memik oğlan uyu,  öte geçelerde büyü…